ANASAYFA

Amerika Kıtasının Tarihi

TARİHİ KAZANANLAR YAZAR

AMERİKA  KITASI’NIN  TARİHSEL  GELİŞİMi

TARİHİ KAZANANLAR YAZAR JORGE ANGEL LİVRAGA RİZZİ 

(September 3, 1930 – October 7, 1991) Was an Argentinian poet, novelist, philosopher, essayist, educator

 

 

KITAYA ÖNCE KİMLER GELDİ?                                                                       ASIL KÂŞİFLER

 

Kuzey Amerika’ya ilk erişen insanlar, yeni bir kıtaya ayak bastıklarını kesinlikle bilmiyorlardı.  Herhalde, atalarının binlerce yıldır yaptığı gibi Sibirya kıyılarında av peşinde koşuyorlardı ve sonra da kara köprüsünü aşmışlardı. (Geç Buzul Çağı'nda, deniz düzeyinin bugünkünden 90 metre aşağıda olduğu ve Sibirya ile Alaska'nın, şimdi batmış olan Beringia kıtasıyla birbirlerine hâlâ bağlı olduğu bir zamanda).

Alaska'dan ovalara açılan buzsuz koridorun bitki örtüsüyle kaplı olmadığını ve bu nedenle insanların ya da hayvanların yaşamalarının imkânsız olduğu, bu nedenle ilk yerleşimcilerin Alaska kıta sahanlığı boyunca doğuya ve güneye ilerlediler. İlk Kuzey Amerikalıların buzullar arasındaki geçitleri aşarak şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nin bulunduğu güney bölgelerine ulaşmaları için binlerce yıl daha geçmesi gerekti. 

M.Ö 13.500 ila 13.000 yılları arasında Kuzey Amerika kıtasında yerleşen bu ilk konuklar, Clovis İnsanları olarak adlandırılır. (Bu insanların, Paleo-Kızılderili kültürünün ilk örnekleri olduğu tahmin edilmekte). O dönemde geliştirilen kültüre ise, New Mexico’nun Clovis kenti yakınlarında bulunmasından dolayı Clovis Kültürü denilmektedir.

 

Özetle, Amerika 15.000 yıl önce keşfedildi. Amerika'ya yalnızca çağdaş insanın, yani Homo sapiens sapiens'in yerleştiği konusunda herkes fikir birliği içindedir. Yüz yılı aşan sıkı bir çalışma, Neanderthaller gibi eski insanların izlerinin olmadığını ortaya koymuştur.

 

 

HANGİ KİMLİKLER ALTINDA YAŞADILAR?

İlk gelen Avrupalıların karşısına çıkan Amerika, boş bir doğa parçası olmaktan çok uzaktı. Bugünkü tahminlere göre, o günlerde Batı Yarıküresi’nde de Batı Avrupa’daki kadar, yani 40 milyon, insan yaşıyordu. 

 

KIZILDERİLİLER

Günümüzde ABD’nin bulunduğu bölgede, ilk Avrupa kolonilerinin kurulmaya başladığı sıralarda 18 milyon Kızılderili yaşadığı sanılmaktadır.

Orta Meksika’nın bulunduğu bölgedeki Kızılderililer (Native North Americans and/or Indians) tarıma öncülük ettiler ve mısır, kabak ve fasulye yetiştirdiler. Bu konuda edinilen bilgi ve deneyim yavaş yavaş kuzeye doğru yayıldı. New Mexico’nun nehir vadilerinde mısır yetiştirilmeye başlanmıştı. Bunun ardından sulamanın ve köy yaşamının ilk belirtileri görüldü.

MS ilk yüzyıllar, bugünkü Arizona – Phoenix’de, Hohokumlar Ohio’da Hopewellian’lar, Mississippi’ler, bugünkü Güneybatı ABD’de çağdaş Hopi Kızılderililerinin ataları olan Anasaziler, Kuzeybatıdaki Büyük Okyanus kıyılarında, olasılıkla Kolomb öncesi Amerikalı Kızılderililerin en uygarları yaşıyordu. 

 

AZTEK (Meksika)-MAYA-İNKALAR (Peru)

Mezoamerika Meksika’dan Kosta Rika’ya kadar uzanan bölgedir. Kristof Kolomb, sonradan Amerika adını alacak kıtaya ayak bastığı zaman burada çok yüksek bir uygarlık seviyesine erişmiş medeniyetler vardı. Şimdiki Meksika’da, Orta Amerika ve Antiller’de, Ant dağlarının kuzey ve orta kesimlerinde MÖ 1.800 ila MÖ 300 yılları arasındaki dönemde Orta Amerika’da karmaşık kültürlerin yükseldiği görülür. Bölgede çok sayıda şehir devleti, krallık ve imparatorluk ortaya çıkıp dağılırken birbirleriyle sürekli olarak mücadele halinde olan öne çıkan beş uygarlıktan bahsedilebilir: Olmekler, Teotihuacan, Toltekler, Mexica ve Mayalar. Meksika’nın yüksek yaylalarında Toltek ve Aztek, Antiller’de Karaip, şimdiki Kolombiya’da olarak Chibeha, Peru ve Bolivya adalarında da İnka uygarlıkları bulunmaktaydı. And bölgesini yöneten İnkalar 1438 ile 1533 yılları arasında yörede tek egemendiler.

 

 

SÖMÜRGECİLİK                                                             Bilinmezse, Amerika’nın Keşfi anlaşılmaz.

 

İlk sömürgecilik 15. yüzyılın sonlarında başlayan deniz yolculuklarıyla başladı. Deniz yolculukları İspanyol ve Portekiz krallıkları tarafından düzenlenerek Portekizliler Afrika’nın batı kıyıları boyunca Güneye doğru ilerlediler

 

http://www.filozof.net/Turkce/siyasi-tarih/2491-kuzey-guney-amerikada-somurgecilik-faaliyetleri-somurucu-ulkeler-devletler-yok-edilen-medeniyet-ve-irklar-koloniler-somurge-karsiti-mucadeleler-bagimsizlik-faaliyetleri-ozet-kisaca.html

 

 

Tarihçiler, genelde Avrupa, özelde ise İngiltere’nin sömürgecilik anlayışını üç tarihsel döneme ayırırlar.

  • Birinci Dönem, on yedinci yüzyılın sonlarından on dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar devam eder ve Eski ya da Kolonyal Sömürgecilik (Old or Colonial Imperialism) olarak adlandırılır. Merkantilism ve Amerika kıtası başta olmak üzere Yenidünya’nın sömürge kolonisi haline getirilmesi süreci, bu dönemi en iyi şekilde karakterize eder.
  • İkinci Dönem, 1830’lardan 1880’lere kadar devam eder ve Serbest Ticaret Sömürgeciliği (Laisez de’affaire) olarak isimlendirilir. Başta İngiltere olmak üzere sömürgeci devletler; Osmanlı, Çin ve İran gibi geri kalmış ve sanayileşmemiş devletleri, ekonomik bakımdan sömürge haline getirmesi süreci.
  • Üçüncü dönem, 1880’lerden 1940’lı yıllara kadar devam eder ve Yeni Sömürgecilik (New Imperialism) olarak adlandırılır. Ekonomik olarak sömürge haline getirilen ülkelerin bir süre sonra da siyasal olarak kontrol altına alınıp, ilhak edilmesi süreci, bu dönemi en iyi şekilde karakterize eder.

 

İspanyol İmparatorluğu beş kıtada toprağı olan, dünyanın ilk küresel imparatorluğudur. İmparatorluğun dış siyaset açılımlarından en hızlı gelişeni, Atlantik’te bulunan “Yeni Dünya” olacaktır.

 

 

 

 

BİR HİNTLİ, BİR MADAGASKARLI YA DA KUZEY AMERİKA’DA YAŞAYAN BİR KIZILDERİLİ İÇİN KEŞFEDİLMEK, ÇEVRESİNDE BARBAR İNSANLAR GÖRMEKTEN BAŞKA NE ANLAM TAŞIMAKTADIR?

                                                                                                      

“Neden Amerika’nın kâşifleri İspanya’dan yelken açtı da, Müslümanların Atlantik limanından açmadı? Hâlbuki bu tip yolculuklar daha önceki zamanlarda yapılıyordu…” (Bernard Lewis) 

 

Öncelikle bizlere okul sıralarında öğretilen daha doğrusu beyinlerimize kaydedilen bilgilerin sorgulanması gerektiğine inananlardanım. Resmi kurumlar eliyle, adeta çamaşır makinesine attığımız beyinlerimizin haleti durumunu gösteren fotoğraflar ya da röntgenler çekilebilseydi keşke.

 

Mesela, neden Kristof Kolomb, Macellan ve Vasko da Gama maceralarını kendimizden geçercesine okuruz da, dünyanın en uzun mesafe kat etmiş gezgini unvanına sahip İbni Batuta‘yı okumayız. İbn Batuta ismini duymuş muyuzdur acaba? Dahası Hindistan’da akıl almaz maceralara katılan Seydi Ali Reis‘i, haritalarını uzaydan bakıyormuşcasına nasıl çizdiği hala anlaşılamayan Piri Reis‘i neden hakkıyla okumayız? 

 

Portekizli kâşif Vasko da Gama’nın maceralarında, 1498 yılında Hindistan’ın Kalküta limanına yanaşmayı başardığını ve kârlı bir ticaret yaptığını biliriz de, o dönemde Hint ekonomisinin gücünü ve bölgenin ticari hareketliliğini neden önemsemeyiz?

 

15. yüzyıl sonlarına kadar Hindistan’ı bilmeyen ve ona ulaşamayan Avrupa sakinlerine ne demeli?

 

 

Keşifler Çağı kimin keşifleridir? Bir Hintli, bir Madagaskarlı ve Kuzey Amerika’da yaşayan bir Kızılderili için keşfedilmek, çevresinde başka barbar insanlar görmekten başka hangi komik anlamı taşımaktadır? Ve Avrupalılar 15.yüzyılda neden can havliyle deniz aşırı diyarlara keşif yolculuklarına çıkmışlardı?  

 

Coğrafi Keşiflerin altında yatan temel sebepleri inceleyerek devam edelim… 

 

Avrupa’nın telaşı, geç  ve geri kalmışlığını telafi çabasından kaynaklanıyordu. Dünyayı keşfe muhtaç ve koca bir kıtayı demir perde haline getirip, kendi kıtasının karanlıklarında ve zulümlerinde sıkışıp kalan halk Avrupa sakinleriydi. Avrupa için, doğudan mahrum kalmak ikinci bir ölüm manasına geliyordu. Amaç servet, kudret, ihtişam ve dini meşruiyet arayışı idi. Yani keşif amacıyla yola çıkılmamıştı. Gizli emeller içerisinde Kudüs’ün haçlılar tarafından tekrar fethi dahi vardı.

 

Hint ticaretinde tekel kuran Venedikli ve Osmanlı tüccarlar karşısında, bu haksız rekabetten kurtulabilmek adına Avrupalı tüccarlar, Avrupa piyasasına birinci elden mal götürüp satmak istiyordu. Avrupalıların dillerinden düşürmedikleri ve doğuda yaşadığına inanılan “Prester John” adlı bir efsanevi Hıristiyan kralına ulaşmak ve ondan yardım almak peşindeydiler. Kristof Kolomb’un ve Vasko da Gama’nın, Efsanevi krala ulaşmak için yanlarında çeşitli hediyeler götürdüklerini de biliyoruz.

 

Coğrafi keşiflerin arkasında yatan temel güdülerden birisi de, doğuda yaşadığı bilinen ama cismi bir türlü bulunamayan güçlü efsanevi kralı bulmak, onunla temasa geçip, ondan gücünü Batıdaki Hıristiyanlarla birleştirmesini sağlamak ve bu sayede Müslümanlara ağzının payını vermekti.  

 

Burada şu soru sorulabilir. Osmanlı keşifler çağında ne yapıyordu? Nal mı topluyordu ya da keman mı çalıyordu? Keman çalmıyordu elbette, zira keman henüz icat edilmemişti. Ya da ünlü şairimiz Nedim’in deyimiyle, “Gülelim oynayalım kam alalım dünyadan” moduna mı girilmişti? Yoksa salt bir kara gücü kurmuş dev bir fil miydi Osmanlı? 

 

“Öyledir” diyorsanız, öncelikle koskoca Akdeniz sahil şeridinin dörtte üçünün hem de uzun yıllar nasıl hâkimiyet ve kontrol altında tutulduğunun makul bir cevabı  verilmelidir. Evet, Osmanlı, daha çok kara gücüne dayalı dev bir fildi belki de, ancak yüzmeyi bilen dev bir fil olduğunu eklemem gerek. 

 

Osmanlının o dönemler ne yaptığına gelince, Amerikalı araştırmacı Palmira Brummett’in tespitleri yardımımıza koşuyor. Yavuz’un İran, Suriye ve Mısır seferlerini 1505′den itibaren Kızıldeniz ve Hint okyanusuna yelken açan Portekiz kuvvetlerine karşı girişilmiş bir karşı harekât olarak yorumluyor Brummett. Bu fetihlerle Hint ticaret yolunu güvence altına alan Yavuz, hem Akdeniz’in canlılığını sürdürmesini temin ediyor hem de Hint Okyanusuna bu defa kara yoluyla açılıyordu. (Palmira Brummett, Otoman Seapower and Levantine Diplomacy in the Age of Discovery 1994)

 

 

Kristof Kolomb Amerika’yı  Keşif mi etti, yoksa icat mı etti? Ya da soruyu şöyle soralım, 1492, keşif tarihi mi ya da işgal ve sömürgeleştirme tarihi midir? 

 

1492. Bu tarihte iki bıçak birden sokulur insanlığın gövdesine. Birinci bıçak, İspanyada çekilir  ve Amerika kıtasına düşer. Amerika yerlileri olan Kızılderililerin nüfusu, soykırımın kanlı sürecinde otuz da bire düşer. (Bartolome de Las Casas, “Kızılderililer Nasıl Yok Edildi ?”, Çeviren Meryem Ural s.18  )

 

İkinci bıçak ise, yine İspanya’da çekilir ve Endülüs’e düşer. Muhteşem Endülüs’ün son kalesi Gırnata (Granada) düşmüştür ve yüz binlerce Müslüman ve Yahudi’ye yol görünmüştür artık. Ya dinlerini değiştireceklerdir ya da ülkelerini terk edeceklerdir. Yerli Amerikan halkı ile aynı kaderi paylaşmak istemiyorlarsa tabii.

 

Oysa Avrupa’nın gerek Çin gerekse de Asya uygarlığı üzerinde yükseldiğini, mesela tüfek, kâğıt, pusula ve matbaanın Çin’den geldiğini, Kopernik’in “dünya dönüyor” derken arkasında Nasirüddin Tusi’nin olduğunu, Galile’nin hareket kanunlarının arkasında da İbn Bacce’nin olduğunu söylesek ve bunu ispat dahi etsek kolay kolay kabul görmeyecektir. Zira bir buluşun gerçek bir buluş olması için, ancak ve ancak Avrupa tarafından tescillenmesi gerektiğine inandırılmışızdır maalesef. 

 

Mesela Kristof Kolomb’un Amerika’yı  ilk keşfeden değil de son keşfeden olduğunuve batının bu nedenle ne kadar geri kaldığını söyleyen birisi, üniversite koridorlarında sizce kaç  adım yürüyebilir?  

 

Dahası  Kolomb’dan 71 yıl önce Amerika’nın, Çinliler tarafından nihai olarak keşfedildiğini, (Gavin Menzies, 1421: The Year China Discovered the World, 2003) hatta yerleşim yerleri kurulduğunu, haritaların çıkarıldığını ve Asya ile Amerika arasında anlaşmalar yapıldığını söyleyen birisine, sanırım çok da iyi gözlerle bakılmaz. 

Biraz daha ileri gidiyor ve Amerika’nın, ilk olarak Kolomb’dan yüzyıllar önce Kızıl Eirik’in başında bulunduğu Vikingler tarafından keşfedildiğini, sonrasında Ortaçağda bazı Müslüman denizciler tarafından Güney Amerika’ya gidildiğini söylemeliyim. Yakın tarihte Moğol asıllı Çinli bir donanma komutanı Zeng Ho da, devasa gemileriyle Çin’den hareketle Amerika’yı nihai olarak keşfetmiştir, Avrupalılar bunu tescil etmese de.  Amerika’yı yakın tarihte ilk keşfeden Kristof Kolomb değil, O’ndan 70 yıl önce, sadece Amerika’yı değil, tüm dünyayı keşfe çıkan asıl ismin  Zeng Ho olduğunu söyleyebiliriz.  (Dawood C.M. Ting, “Islamic Culture in China”, Editör : Kenneth W. Morgan İslam-The Straigh Path 1958 s.349-351)

Bu bağlamda 1492 tarihi Amerika’nın keşif tarihi değil, işgal ve sömürgeleştirme tarihi olarak adlandırılmalıdır. Bununla birlikte Amerika boş değildi ki keşfedilmiş olsun. Amerika’yı “Yeni Dünya” olarak adlandırmak da yanlış bir yaklaşım. Bu durumda Amerika yerlilerinin bakış açısını hiçe saymış olursunuz ve bir Kızılderili için Avrupa neden Yeni Dünya olmasındı?  

 

Kolomb’un Amerika macerasının perde arkasını biraz daha aralarsak, Kolomb’un Amerika’ya ayak basışı (keşfi değil) tamamen “tesadüften ibarettir. Öyle ki kendisi dahi ölüm döşeğinde bile Amerika’ya ulaştığına ikna olmamıştı. Sürekli batıya giderek Hindistan’a ulaştığını zannediyordu. Yazdığı notlarda sürekli Hintlilerden bahsetmesi bu yüzdendi. İngilizcede Hintli (Indian) teriminin Kızılderililer için kullanılmasının sebebi de budur. 

 

Kolomb’un seyir defterine bakılırsa, bu seferin masum bir sefer olmadığı ve meselenin sadece ekonomik sebepler olmadığı da ortaya çıkıyor. Efsanevi kral Prester John’u bulmak komikliği ve fıçı dolu altınlara ulaşmak gibi fantastik ve duygusal istekler bir yana esas amaç; kutsal topraklar yani Kudüs’ün Hıristiyanlarca yeniden fethini finanse etmek amacını güdüyordu. Merak edenler Kolomb’un seyir defterlerine bakabilirler. (Kristof Kolomb Seyir Defterleri: Keşif Yolculukları Günlüğü, Çeviren: Sait Maden 1999, s.122)

 

Bu masum kâşifimizin; ilk haçlı  seferlerinin düzenlendiği İtalya’nın Cenova limanında doğduğunu ve yüzyıllar öncesindeki haçlı seferlerinin efsane ve hatıralarıyla doğup büyüdüğünü söylersem sanırım aradaki bağlantı daha rahat kurulabilir.      

 

Oryantalizmin virüsü, beyinlerimizi nasıl kemirmiş, nasıl oyuklar bırakmış görebiliyor muyuz? Ve bütün hikâyeyi Avrupa cephesinden bakan bir tarihçilikle, nereye kadar gidebileceğimizi (gidemeyeceğimizi) artık görmemiz gerekmiyor mu?   

 

 

 

 

AMERİKA’NIN TESADÜFEN KEŞFİ                                      Asya’ya Giden “Geçit” Aranıyor.

 

12 Ekim 1492, Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ayak basma tarihidir. Aslında buna -üzerinde kurulmuş uygarlıkları ve insan topluluklarını hiçe sayarak- “keşif” demek, tam anlamıyla sömürgecilerle aynı düzlemde olmak demektir.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü dönemidir. Akdeniz, bir “iç deniz” konumunda. Uzak Doğunun zenginliklerine ulaşabilmek için yeni ticaret yolları aramak amacıyla İspanyollar ve Portekizliler farklı ticaret yolları ararken, coğrafi keşiflerde bulunacaklardır.

 

Portekiz keşifleri, İspanya’ya göre daha sistematik ve dikkatlice planlanmıştır. Ancak İspanya merkezî idarede ve bürokraside Portekiz’i geride bırakarak Yeni Dünya’da varlık göstermede daha öne geçmiştir.

 

Kendi reconquistalarını (yeniden fetih) İspanya’dan önce tamamlayan Portekizliler Afrika kıtasının etrafını dolaşacak ve Osmanlılar, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kapatılan ticari yollardan bağımsız şekilde Uzak Doğuya ulaşan ticaret yollarını açacaklardır. Bu sayede Portekiz İmparatorluğunun temeli atılacaktır. Kastilya ise Emevileri ülkeden tamamen attıktan sonra ise Kristof Kolomb’u destekleyecek ve Uzak Doğuya çıkacak alternatif bir yol bulup Japonya, Çin gibi ülkelerle Portekizlere muhtaç kalmaksızın ticareti geliştirmeyi deneyeceklerdir.

 

1486’ya dönersek, Ceneviz kökenli Kristof Kolomb adlı bir denizci, Kastilya Kraliçesi Isabel’i hayaline inandırmıştır. 1453’te İstanbul’un Müslüman Türkler tarafından fethi sonucunda doğunun zenginliklerine ulaşmak daha masraflı bir hal almıştır. Kolomb’un hayali, durmadan batıya ilerleyerek doğunun zenginliklerine farklı bir yoldan ulaşmaktır, ne de olsa dünya yuvarlaktır. Bu boş bir hayal değildir, Bahama’ya ilk ayak bastığında yanında Marco Polo Seyahatnamesi vardır, ayrıca Batlamyus’tan edindiği bilgilere de güvenmektedir. 1483’ten başlayarak Portekiz Kralı’na sunduğu tüm öneriler reddedilmiştir. Ayrıca o dönemde Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında bir siyasi kriz de vardır. Mısır Sultanı, Arap Krallıklarına yönelik harekâtın haberini alınca, İspanya’yı, Kudüs’teki Hristiyan varlığını ortadan kaldırmakla tehdit etmiştir. İki dinin tarafları arasındaki bu gerginlik Kolomb tarafından kullanılmıştır. Kraliçe Isabel’e gideceği yerleri Hristiyanlaştırma vaadinde bulunması, doğunun zenginliklerine erişme amacının yanında ikinci bir amaç olarak  keşif seferlerine destek bulmasında etkili olmuştur. Isabel’in bu tarihi kararı, hem Avrupa hem Amerika, ve hatta dünya tarihi açısından bir dönüm noktası olacaktır.  Kolomb girişiminde muvaffak olacak, 12 Ekim 1492, tarihe “Amerika’nın Keşfi” olarak işlenecektir.

 

Seferinin sonunda Kolomb, nereye geldiğini bilmeksizin Amerika kıtasını keşfedecek ve kıtanın İspanyollar için fethini başlatacaktır. Kolomb, 1492'de Yeni Dünya'ya düzenlediği ilk seferde, sırasıyla San Salvador, Küba ve Haiti'ye (Karayibler) çıktı ve sonra İspanya'ya döndü. Yeni Dünya'yı keşfeden ilk insan olduğu kabul edilse de, Kolomb, Güney Amerika'ya ayak bastığı 1498 yılına kadar Amerika'ya adım atmadı, kıta Amerika Birleşik Devletleri’ni hiç görmedi; ancak, kurulmasına yardım ettiği İspanyol sömürgeleri, Amerika Birleşik Devletleri kıtasında yapılan ilk keşif seyahatlerinin başlama noktası oldu.

Keşfedilen yeni topraklar Katolik krallar için ele geçirilecektir. Buna Portekiz itiraz edecektir. Sonunda Papa VI. Alexander, Tordesillas Antlaşmasıyla yeni dünyayı Cabo Verde’den (Yeşil Burun adaları) 370 lig uzaklıkta olacak şekilde hayali bir çizgiyle ikiye ayıracak ve iki imparatorluk arasında pay edecektir. Bu şekilde İspanya, Portekiz hâkimiyetindeki bugünkü Brezilya’nın olduğu yer hariç yeni kıtanın büyük kısmının hâkimi olacaktır.

(7 Haziran 1494 tarihli Tordesillas Antlaşması dönemin deniz güçleri Portekiz ve İspanya arasında gerçekleşti. Cabo Verde Adaları’nı başlangıc noktası alarak, bu noktanın 370 fersah (1550 km) batısında Kuzey-Güney meridyeni çizildi. Çizgi, Avrupa’nın haricindeki dünyayı Portekiz ve İspanya’ya ait iki imtiyazli yarıya ayıran sınır kabul edildi. Sınırın batısında kalan keşfedilmiş ve keşfedilecek bütün bölgeler İspanya’ya aitti. Sınırın doğusunda kalan keşfedilmiş ve keşfedilecek bütün bölgeler ise Portekiz’e aitti. İspanya antlaşmayı 2 Temmuz 1494’de, Portekiz 5 Eylül 1494’de onayladı. Ancak iki ülke için de birer istisna vardır. Filipinler, İspanya'nın; Brezilya, Portekiz'indir.)

http://www.usgam.com/tr/katdown.php%3Fcid%3D394

(Makale, Latin Amerika adıyla anılan bölgenin Avrupalı iki güç olan İspanya ve Portekiz arasında bölüşümüne neden olan antlaşmayı tüm dinamikleri ile sunmaktadır.)

 

Tordesillas Antlaşması sömürgeciliğin başlangıcı olarak tanımlanabilecek bir antlaşmadır. Bu antlaşmaya dayanarak sömürge faaliyetlerine vakit kaybetmeden başlanmış, conquistadorlar (fatihler) karşılarında hiçbir gücü tanımadan “İsa’nın koyunları” olarak tanımladıkları Hristiyan olmayan halk ve toplulukları Hristiyanlaştırmak amacıyla (!) büyük bir talan ve kıyıma girişmişlerdir. Toprakları istila edilen yerliler ve sömürgeci güçler arasında kurulan eşitsiz ilişki, sömürgeciliğin genel resmini ortaya koymaktadır. Dünya ikiye bölünmüştür ve güçlü olanlara sunulmuştur. Bu faaliyete dini bir karakter atfedilmiş, İslamiyetteki cihad (din uğruna yapılan savaş) anlayışına benzer biçimde “Hristiyanlaştırmaya gitmek” bir meşruiyet zemini olarak kendine yer bulmuştur. Sömürülen halklar barbar olarak görülmüştür, hatta insan bile olmadıkları öne sürülmüştür. Yerlilere yük hayvanı kadar bile değer vermemişlerdir. İkinci bir meşruiyet zemini olarak da onlara “uygarlık götürmek” şeklinde ifade edilebilir.

 

 

Amerika’nın keşfi açısından bakıldığında İspanya her ne kadar 1-0 önde olsa da, bu iki güç uyumlu davranmayı, anlaşma yollarını tercih etmeyi elden bırakmamıştır. Çünkü her ikisi de kilisenin gücünü tanımakta ve itaat etmektedirler. Papanın otoritesine saygıları vardır. Bu durum çağın tipik özelliğidir.

 

Papalık kurumunun bu ilahi kararı İspanyol yayılmacılığının resmi dayanağı olmuştur. Hispanyola adasının ele geçirilmesini takiben koloniciler kıtanın içlerine doğru ilerlemeye başlarlar. Daha fethedilecek çok geniş araziler olduğu yolunda alınan bilgiler doğrultusunda yayılma hız kazanacak ve yeni fetihler yapılacaktır.

 

“1530’da Martim Alfonso de Sousa Brezilya’dan Fransızları çıkardıktan sonra ilk Portekiz yerleşim merkezlerini kuracaktı. Yine aynı dönemde İspanyollar da ormanları ve çölleri aşarak, keşiflerini elle ilerleteceklerdi. 1513’te Vasco Nunez de Balboa Büyük Okyanus’a ulaşacaktı.. 1522 sonbaharında, tarihte ilk kez iki okyanusu birbirine bağlamış ve yeryüzünün yuvarlaklığını tam bir tur atarak ispatlamış olan Macellan seferinden arta kalan 18 kişi İspanya’ya dönmekteydi. 3 yıl önce Hernan Cortes’in 10 gemisi Küba’dan ayrılmış ve Meksika’ya doğru yelken açmıştı. 1523’te Pedro de Alvarado Orta Amerika’yı fethe girişiyordu. 1533’te Francisco Pizarro ezici bir zaferden sonra Cuzco’ya girmekte ve böylece Inka İmparatorluğu’nun kalbini ele geçirmekteydi. 1540’ta Pedro de Valdivia, Atacama Çölü’nü aşarak bugünkü Şili’nin başkenti Santiago’yu kuruyordu. Daha kuzeyde ise Chaco’ya dalmıştı fatihler ve Peru’dan dünyanın en büyük ırmağının denize döküldüğü yere kadar uzanan bütün Yeni Dünya topraklarını egemenlikleri altına almış bulunuyorlardı.

 

 

AMERİKA'DA KOLONİLEŞME DÖNEMİ                             İSTİLA – KATLİAM - YAĞMA

 

İSPANYA VE PORTEKİZ

Amerika kıtasının sömürgeleştirilmesi, Kristof Colomb'un buraya ulaşması ile baş­lar.

İspanyollar XVI. yüzyılın başlarında Orta ve Güney Amerika'nın yanı sıra Küba ve Hispanisla sömürgelerini edindiler. Portekizliler ise Bre­zilya'da egemen oldular.

 

Juan Ponce de León, Porto Riko’yu, St.Augustine kenti yakınlarında Florida kıyısını; Diego Velázquez Kübayı; Hernando De Soto Havana, Florida, (güneydoğu ABD) Mississippi Nehri’ne kadar olan bölgeyi; Francisco Coronado Grand Canyon ve Kansas bölgesini; Francisco Pizzaro Peru bölgesini; Alonso de Ojeda Venezuela’yı; Diego de Nicuesa Nikaragua ve Kosta Rika’yı; Vasco Núñez de Balboa Panama’yı ve Pasifik Okyanusu kıyılarını istila (keşif) edecektir.

 

Amerika kıtasında İspanyolların sömür­gecilik faaliyetleri çok kanlı, kıyıcı ve yerli medeniyetleri yok edici nitelikte olmuştur. 1492'de K. Kolomb Küba'ya ulaştığında burada kurduğu Küba sömürgesinde Avru­pa'dan gelenler yerli halka her türlü zulmü fütursuzca reva görmüşlerdir. Bu sebeple yerli nüfusun hızla azaldığı bilinmektedir. XVI. yüzyılın başlarında sömürgeleştirilen Meksika'da yerli Aztekler yok edilmekle kalmadı, Aztek medeniyeti de yerle bir edil­di. Peru'da ise İnkaların ülkesi işgal edile­rek milyonlarca insan katledilerek sömürge haline getirildi. Amerika kıtasının yerlileri ve onların kendi ülkelerinde gerçekleştir­dikleri medeniyetler kısa zaman içinde ta­mamen yok edildi. Kuzey Amerika'nın yer­lileri olan Kızıl Derililer, sömürgecilere karşı koymuşlarsa da bunda başarılı olduk­tan söylenemez,

 

 

İNGİLTERE VE FRANSA

 

Meksika, Antiller ve Peru’daki kolonilerden  İspanya’ya akan büyük zenginlik, diğer Avrupa devletlerinin de büyük ilgisini çekti. İngiltere gibi denizci ülkeler, bir ölçüde Francis Drake’nin İspanyol hazine gemilerine karşı gerçekleştirdiği başarılı yağma saldırıları sonucu Yeni Dünya ile ilgilenmeye başladı. İspanyolları ve Portekizlileri takip eden İn­giliz, Fransız ve Hollandalılar Kuzey Ame­rika ve Antiller'e egemen oldular.

 

Cabot’ın Kuzey Amerika'nın Atlantik'e bakan ucu, Newfoundland’e İngiltere Kralı Yedinci Henri'nin talimatıyla yaptığı seyahati, İngilizlerin ilerideki yıllarda Kuzey Amerika üzerinde hak iddia etmesine temel oluşturacaktı.

 

Kuzeybatı Geçidi’nin araştırılması konulu bir incelemenin yazarı olan Humphrey Gilbert, 1578’de, diğer Avrupa ülkelerinin henüz üzerinde hak iddia etmediği Yeni Dünya’daki “dinsizlere ve barbarlara ait topraklar”ı kolonileştirmek için Kraliçe Elizabeth’ten imtiyaz almıştı. Çabalarına başlayabilmesi için beş yıl geçmesi gerekti. O denizde kaybolunca, görevini üvey kardeşi Walter Raleigh yüklendi. Raleigh 1585’te, North Carolina kıyıları açığındaki Roanoke Adası’nda, Kuzey Amerika’daki ilk İngiliz kolonisini kurdu. Koloni daha sonra terk edildi ve iki yıl içinde yapılan bir yeni deneme de başarısızlığa uğradı. İngilizler ancak yirmi yıl geçtikten sonra yeni bir girişimde bulundular. Bu kez koloni 1607’de Jamestown’da başarıyla kurulacak ve Kuzey Amerika yeni bir çağa girecekti.

Kuzey Amerika'nın en büyük sömürgeci devleti İngiltere oldu. 1607 yılından itibaren ABD topraklarında İngilizler diğer kolonilerini de kurdular. Bu dönemdeki İlk İngiliz kolonisi Virginiya'da kuruldu.

 

Fransız Jacques Cartier, kendinden önceki Avrupalılar gibi, Asya’ya giden geçidi bulmak umuduyla yola çıktı. Cartier’in St.Lawrence Nehri kıyılarındaki keşifleri, Fransızların Kuzey Amerika üzerinde 1763’e kadar sürecek olan hak iddalarının temelini oluşturdu. Fransız Hügenotlar, ilk Quebec kolonilerinin 1540’ta dağılmasından yirmi yıl sonra, Florida’nın kuzey kıyılarında yerleşmeye teşebbüs ettiler. Gulf Stream (Atlas Okyanusundaki sıcak su akıntısı) boyunca uzanan ticaret yolları karşısında Fransızları bir tehlike olarak gören İspanyollar koloniyi 1565’te yok ettiler. İşin garip yanı, İspanyol güçlerinin önderi olan Pedro Menendez, kısa bir süre sonra, koloniye yakın bir yerde St.Augustine kentini kurdu. 

Kolonileşme dönemi, Avrupalı göçmenlerin Kuzey Amerika kıtasına göç etmeleri ve bu topraklarda yerleşim ve üretim birimleri oluşturmasıyla, diğer deyişle, Kuzey Amerika'nın bu göçmenlerce iskân edilmesiyle başlayan süreçtir.

Amerikan kolonileri 1580-1588 yılları arasında İspanya’nın denetimi altında olmuşlardı. 1588 yılında İngiliz donanmasının İspanyol donanmasını yenilgiye uğratmasıyla Amerika kolonileri üzerindeki İspanyol denetimi son bulmuştur. Bu tarihten sonra Hollanda, Fransa ve İngiliz güçleri Amerika’daki kolonileri birer ikişer ele geçirdiler.

İngilizlerle giriştikleri ve yenildikleri iki deniz savaşından sonra Hollanda, 1667de Kuzey Amerika’dan çekilmek zorunda kalmıştır.

Fransa ise Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 tarihinde, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere’ye kaptırmıştır. Böylece Kuzey Amerika’daki kolonilerin tümü İngiltere’nin kontrolüne geçmiştir.

 

 

AMERİKAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI                                                             KUZEY AMERİKA

 

Avrupalı göçmenlerin Kuzey Amerika'yı iskânı, diğer sömürge kolonilerinden çok farklı yapısal özellikler taşımaktaydı. Her şeyden önce bu kolonileşme, "yukarıdan aşağıya" değil, "aşağıdan yukarıya" oluşmuştur. Avrupa'nın sömürgeci devletlerinin, sömürge imparatorluklarının bağlantı noktaları olarak oluşturdukları kolonilerden farklı olarak Kuzey Amerika'da kolonileşme, Avrupa'da süregelmekte olan yoksulluk, işsizlik gibi sorunlardan kurtulmak, kendi yaşam düzenini kurmak isteyen insanlar tarafından oluşturulmuştur. Kuzey Amerika'ya yerleşen bu insanlar hiçbir şekilde, belirli bir düzeyde servet sağladıktan sonra ülkelerine dönmeyi düşünen insanlar değillerdi, o topraklarda yerleşmek, o toprakları ülke edinmek isteyen göçmenlerdi ve bu topraklara doğal olarak aileleriyle birlikte gelmişlerdi.

 

Kolonilerde oluşan ekonomik ve politik yapılar da Avrupa'dakinden farlı olmuştur. Avrupa'daki gibi bir monarşi, bir aristokrasi yoktur. Aristokrasinin ve monarşik yönetimlerin yol açtığı bir takım sınırlama ve engellerden baştan itibaren bağımsız olan koloni ekonomileri, geniş bir serbestlik içinde işleyebilmiştir.

 

Öte yandan, tarımsal arazilerin kuşaklar boyunca miras yoluyla bölünmüş olmaması da kolonilerin tarımsal üretiminde daha yüksek bir verimliliği sağlanmasına yol açmıştır.

 

İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkartmaya kalkışınca bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yaratmıştır. (Kuzey Amerika kıyılarına yerleşen İngilizlerin 13 kolonisi vardı. Bu kolonilerin yönetim şekli ise İngilizlere göre düzenlenirdi. Siyasi olarak İngiltere’ye bağımlı olmak rağmen coğrafi yönden ise bağımsızlardı. Her kolonide İngiliz kralını temsil eden bir vali Senato ve Temsilciler Meclisi bulunurdu) 1774 yılında On Üç Koloni'nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1776 yılında bağımsızlık ilanıyla sürmüş, Fransa’nın da desteklemesiyle 1782 yılında son bulmuştur. Bu tarihte İngiltere Amerika’nın bağımsızlığını kabul etmiştir. (Fransa Amerika’ya bağımsızlık hareketine yardım ederken büyük yük altına girmiştir ülkenin ekonomik sıkıntıya düşmesine sebep olmuştur. Bu da Fransız devriminin en önemli nedeniydi, böylece Avrupa da Liberal ve demokratik devrimler çağını açmıştır.Sömürge sistemine darbe vurmuşlardır. Latin Amerika’ya ve sömürgeciliğe karşı olan diğer devletlere örnek olmuşlar, ayrıca 20. yüzyılda Asya ve Avrupa’ya da örnek olmuşlardır.)

 

Kuzey Amerika'da sömürgecilik 1776 tarihine kadar devam et­ti ve bu tarihten itibaren bağımsızlığın elde edilmesiyle son bulduysa da Kanada'da sö­mürgecilik devam etti.

 

Günümüzdeki ABD 18. yüzyılda Britanya İmparatorluğu'na ait bu sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanması sonucu oluşmuştur. İngiltere'ye karşı bağım­sızlık kazanan, yerli halk değil buradaki ko­lonlarda yaşayan İngilizlerdir.

 

 

LATİN AMERİKA BAĞIMSIZLIK SAVAŞLARI

 

İspanyol sömürgelerinden Meksika, Ar­jantin, Şili, Peru, Kolombiya, Venezüella, Uruguay, Ekvador, Bolivya, Panama, Gua­temala, Nikaragua, Honduras, Kosta Rika, Salvador, Küba ve Dominik devletleri, Portekiz'in sömürgeleştirdiği topraklardan ise Brezilya devleti doğmuştur.

 

Önemli bir yazı (Che, Fidel ve diğerleri bu köke dayanır) ----------------------------------------------------

Latin Amerika’da İspanyol Sömürgeciliği ve Simon Bolivar’ın Bağımsızlık Mücadelesi

Spanish Colonialism in Latin America and Simon Bolivar's Struggle for Independence

http://www.historystudies.net/Makaleler/582580588_21-Ay%C5%9Fe%20Yarar..pdf

 

 

 

BU DÖNEMLE İLGİLİ “MUHABBETE MÜSAİT” MEVZUULAR

 

 

KIZILDERİLİLER                           Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.

(Afrika  Atasözü)


ABD yayılmacılığı altında yok olan kabilelerin ürünlerde yaşayan isimleri (Ne tezattır ki beyaz adam ürettiği ürünlere yok ettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmıyor.):

Cherokee: Chrysler tarafından üretilen bir Jip

Apache: ABD Hava Kuvvetleri tarafından üretilen bir Helikopter markası, bir bilgisayar donanım ürünleri üreten marka, bir server ismi,

Comanche: ABD Hava Kuvvetleri tarafından üretilen bir Helikopter Markası, Chrysler’in ürettiği bir kamyonet modeli

Chevrolet: Dünyanın önde gelen spor otomobil üreticilerinden bir ABD firması

Corvette: Chevrolet markasının bir modeli

Pontiac (Ünlü Kızılderili Şefi): 80’li yılların ABD kaynaklı en meşhur spor araba markalarından biri

Chayenne: Porsche’nin ilk kez ürettiği Jip’e verdiği isim

Fox: ABD’de bir TV kanalı

Black Hawk: Helikopter markası

Kentucky: Kökeni; Iroquois Kızılderililerinin kullandıkları dilde “ken-tah-ten” sözcüğünden gelen ve “Yarının Ülkesi” anlamına gelen kelime. Tüm dünyaya yayılmış bir restoranlar zinciri

 

 

ABD eyalet adlarının birçoğu Kızılderili dillerinden gelmektedir:

Alabama, Alaska, Arkansas, Connecticut, Idaho, Illinois (Fransızların bu adı çarpıtmasıyla!), Iowa, Kansas, Kentucky, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Nebraska, Kuzey Dakota, Güney Dakota, Ohio, Oklahoma, Tennessee, Texas, Utah, Wisconsin, Wyoming

Indiana:"Kızılderili Ülkesi" anlamındadır.

Oregon ve Arizona adlarının kökeni tartışmalıdır.

New Mexico "Yeni Meksika" (Meksika - Azteklerin Ülkesi, Azteklerin kendilerine verdiği ad)

anlamları için (İngilizce Wiki): http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_U.S._state_name_etymologies

 

Türk dünyası ile Kızılderililer arasındaki ortak bağlar tartışılmaktadır.

http://arsiv.indigodergisi.com/arsiv/nesrin29.htm

Panel yapılmış, konuşmacıları: Prof. Türker Erdoğan (George Washington Üniversitesi), Prof. Timur Kocaoğlu (Michigan Devlet Üniversitesi), Araştırma Profesörü Marjorie Mandelstam Balzer  (Georgetown Üniversitesi & Eurasia Antropoloji ve Arkeoji Dergisi Editörü), Doçent Carol Lujan, Ph.D, (Amerikan Kızılderilileri Araştırma Bölümü, Arizona Devlet Üniversitesi)

 

Araştırmalar yapılmış: Fransız dilbilimci Dumesnil, Kızılderililerin kullandığı 320 kelimenin Türkçe ile aynı olduğunu tespit etmiştir.  Tarihçi  Ord. Prof. Denis Sinor’un araştırmalarına göre,  töre, kültür, inanış, din, semboller, dil ve gelenekler arasında çok ciddi benzerlikler mevcut. 

Kızılderili dilinde kullanılan kelimeler ile Türkçe arasındaki benzerlikler gerçekten dikkat çekici.

Yat-kı: yatılan ev        Yanunda: yanında      T- sün: uzun    Misssigi: Mısır            Tepek: tepe

Hu: selam                   Türe: töre                    Tete: dede       Atış-ka: ateş               Aş- köz: yemek

Yu: su                         Yu-mak: yıkamak       Köç: göç         Tekun: tekin               Atağ: ata

Yaşıl: yeşil                  Çakira: çakır               Kün: Gün        Atapaskan: Kızılderili kabilesinin adı

Ata-Hualpa: Son Maya kralının adı               Kalakmul, Uaxactun, Kopan: Maya şehirlerinin isimleri

 

 

 

http://kapak.netkitap.com/170zk/I/ile017.jpg 

History Of Early Inner Asia -Erken İç AsyaTarihi

 

Born Zsinór Dénes in Kolozsvár (Austria-Hungary, now Cluj-Napoca, Romania) April 17, 1916; died in January 12, 2011 in Bloomington, Indiana)[1] was a Distinguished Professor Emeritus of Central Asian Studies at the Department of Central Eurasian Studies at Indiana University and a tenured lecturer at Cambridge University between 1948 and 1962, and was one of the world's leading scholars for the history of Central Asia… etc.

 

 

 

DAN BROWN'IN KİTAPLARINI OKUYUN" DİYENLER, DEE BROWN'I DA OKUYUN DEMEZLER!

Dee Brown - Kalbimi Vatanıma Gömün (Bu kitapta Kızılderililerin Avrupalı istilasına karşı verdikleri yüzlerce yıllık direniş anlatılmaktadır.)

4                                                                        6

 

“Sunay Akın’ın bu kitabı oluşturuş amacı özetle; geçmiş ve gelecek kuşaklara yalanlarla bezeli bir tarih bırakan  toplumların ve özellikle de Amerika’nın  maskesini düşürmektir.”

Kızılderili topraklarının işgalinden sonra yazılmış kitapların en ünlüsü Thomas More nin 1516 da yazdığı “Utopia”  adlı eserdir. More kitabında, Amerika yerlilerinin yaşama bakışını Avrupa toplumlarına çözüm olarak önermektedir. Kitapta kızılderililerin soylarının kökeni  üzerine araştırmalara ve kaynaklara da yer verilmiş. Kızılderililerin Türklerle  akrabalıkları  ya da kültürlerin benzeşen yönleri üzerinde de durulmuş. Yine kızılderili adıyla bildiğimiz yerli ırka ismini, onları ilk kez gördüklerinde kırmızı toprakla vücutları boyalı olduğu için beyazlar tarafından  verilmiş olduğunu yazardan öğreniyoruz.

Tabii Kristof Kolomb’un gerçek yüzünü de…

 

 

VE TABİİ Kİ FİLMLER   1986’da The Mission, 1992’de ise, keşfin 500.yılı nedeniyle iki film yapılmış.

 

THE MISSION için,“Portekiz'in kolonileştirdiği Brezilya'da bir yandan misyonerlik faaliyetleriyle insanların gönlü kazanılmaya ve Hıristiyanlığa geçmeleri teşvik edilirken diğer taraftan arazi sorunları ve kölecilikle bu insanlar üzerinden rant ve güç kazanmaya çalışan insanlar ve bunların haydut devleti Portekiz’in haksız uygulama ve cinayetleri anlatılmış. Misyonerlik ve sömürgecilik faaliyetlerini gözler önüne sermesi ve konuyu oldukça iyi, akıcı işlemesi filmi izlenir kılıyo.. puanım 7.5” demişler.

 

1492: CONQUEST OF PARADISE         1492: Cennetin Keşfi

Ridley Scott yönettiği ve Gérard Depardieu, Armand Assante, Sigourney Weaver oynadığı 1992 yapımı film. Keşfin Avrupa'daki etkileri ve Colombus'un yeni dünyadaki yerleşim çabalarını konu alıyor.

 

 

8   10   12

CHRISTOPHER COLUMBUS: THE DISCOVERY    Kristof Kolomb: Keşif

 

IMDb: 4.3/10 (1,736 oy)

Yönetmen: John Glen                        Senaristler:John Briley, Cary Bates, Mario Puzo

Film Özeti

Amerika'nın keşfinin 500. yıldönümü olan 1992 yılında çekilen iki Kristof Kolomb filminin kötü olanı. Kolomb’un çeşitli güçlükleri yenip yirmi yıla yakın bir süre finans kaynağı aradıktan sonra, o dönemde İspanya'yı birbirine katan Engizisyon'u da ikna ederek Hindistan'ı aramak üzere okyanuslara açılır.

 

Ayrıca 2007’de KRİSTOF KOLOMB'UN GİZEMİ (CRİSTÓVÃO COLOMBO O ENİGMA) adlı,

 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde gösterilen bir film daha var. Portekiz yapımı. Yönetmeni Manoel De Oliveira. İlginç olabilir.

                                                              14

Bir de bu film var, izledim, ilginç bir film. Yapım: 2010

http://bicaps.com/yagmuru-bile-even-the-rain-turkce-dublaj-online-izle/

 Yağmuru Bile – Even The Rain | 720p – 360p – 480p – 240p(Türkçe Dublaj) Full Hd İzle

 

EVEN THE RAIN         IMDB Puanı: 7.3

 

İspanya’nın 2011 Oscar adayı “Yağmur Bile”, yönetmenlik, Kristof Kolomb ve temel insan hakları mücadelesini bir araya getiriyor. “Takıntılı idealist Sebastian, Kristof Kolomb ile ilgili bir film çekmeye kararlıdır, ama bu Hıristiyan kahramanın mitini tersine çevirecek, açgözlülüğünü ve vahşi eğilimlerini gösterecektir. En ucuz ve Latin Amerika’da en yerli ülke olan Bolivya’daki çekimler sırasında, Kolomb’dan 500 yıl sonra toplumsal huzursuzluk patlar. Halk en temel hayati madde olan su için savaşmaya başlamıştır.”

 

FİLMİN ELEŞTİRİSİ

Dün aslında bugün ve gelecektir

Sömürgecilik üzerine söz söylemek isteyen biri, bunu sadece tarihte olup bitmiş şeyleri anlatarak yapamaz. Bollain’in filmi, bir ucu 1492’ye, diğer ucu Bolivya’nın barikat savaşlarına giden bir zincirin iki halkasını eşsiz bir biçimde birleştiriyor.